13 Ekim 2013 Pazar

koca kafa

Hayatımın en bitmek bilmeyen ve tüketen tatili liseyi bitirdiğim yılın yaz tatiliydi. O yaz ve tatil beni nasıl bir bunalttıysa yazlıktan odur budur haz etmem mümkünse de yazlığa değil başka yerlere kaçarım. O yaz bir dileğim vardı "yazları hiç tatil olmayan bir işim olsa ve bu yazlık eziyetinden kurtulsam".
Öyle bir iş buldum ki! Sektörün en hit zamanı "Yaz" sezonuydu.
Her yaz 3 ay boyunca güneşlenmekten rengim dönmüş meğer ben bildiğin peynir beyazıymışım haberim yokmuş. 4 yıl sonra yaz tatili ne demekmiş baya iyi anlamış oldum ama o nasıl bir yürekten dilemekse bir daha asla öyle şanlı yaz tatilleri olmadı.
Şimdi kendi işim, studiom, benimle dönen bir çark var ve kesinlikle tatillerden hoşlanmıyorum. Özellikle o tatiller de zorunlu olarak tatil yapmak beni deli ediyor. Bir rutin var, iş akışı var, aksadığı zaman gerçekten kötü patron oluyorum.
Tamam ben iş hastasıyım. Yakın çevrem, piyangodan 1 milyon dolar kazansalar bir daha asla işe gitmeyeceklerini fakat 1 milyon dolar bana çıksa yine durmayıp çalışacağımı söyler. Doğru bir iş yapmadan duramıyorum.
"Tambi" evde kalmış, çocuksuz yönetici gibi, çalışanların tatillerine, geç gelip, erken çıkmalarına, iş arası kahveleri, sigara molalarını uzatmalarına kıl olabilecek kadar gıcığın teki olabiliyorum. İşin kötü tarafı meyilim var!
Mutsuz bir tipim sanırım, mesela sahil yürüyüşlerinde sürekli etrafıma bakıyorum ve bana göre herkes mutsuz. Benim için mutlu insan içten bir kahkaha atabilen ve kendini kabullenmiş, 2.si olmayan tipler.
Oysa insanlar kirleniyor gibi.. Çevrelerinin binalarla kirlenmesi, hayatlarının zor koşullarla kirletilmesi, hak ve özgürlüklerinin daraltmalarla kirletilmesi, yediklerinin bile kirlenmesi gibi içten içe kirleniyorlar.
Çevreleri, bedenleri, zihinleri, kalpleri, ruhları...
Bazen göz göze geldiğim biriyle selamlaşmak istiyorum ama içim de bir korku var; selamlaşıp geçebiliriz yanyana, hafif bir tebessüm, belki başımızı şöyle hafif eğerek.. günümüz de fena geçmez aslen iyi bile hissederiz. Peki ya yakama yapışıp kalırsa? - bu kötü birşey.
Yakama yapışıp kalmak - hayat böyleymiş öğrendim gitti. Ne zaman kendi işim oldu, ne zaman artık kuralları ben koymaya başladım, ne zaman insanların bana işleri düşmeye başladı işte o zaman bir ses geldi "Çotong".
İnsanlar seni istedikleri gibi kullanmak için yakana yapışıp kalırlar. Buna izin verirsen "Dalkavuk" olursun. Yakana yapışır ve istedikleri kadar çirkinleşmeyi de hak bilirler.
Mesela sana istedikleri gibi davranabilirler, kalbini kırmaktan çekinmezler, terbiyesizlik sınırında eleştiriler, ses yükselmeler, her konu da kendini haklı çıkarmalar... İşin kötü tarafı bu en yakınından başlar, evine gelir evinin düzenine uymak şöyle dursun, senin evini kendi düzenine uydurmaya kalkar,  ikili konuşmalarına girer fikir yürütür, yorum yapar, avukat kesilir ve hep bir suçlusu vardır o da sen! İşine gelir oyalar durur seni olmadı kurcalar etrafı hatta iftira eder, kusur bulur, aşağılar! İster istemez uzaklaşırsın böylesinden akraba-arkadaş demeden, bu mesafeyi anlamaz daha da üzerine gelir küser seni de suçlar gider, olmadı s.ker gider. Sen daha ağzını açarken o çirkefleşir. "İki sokak öteme geldin aramadın" der. "Aaaa diyemezsin 10bin kere geleceğimi söyledim hatta geldiğimi biliyordun SEN neden aramadın?". Diyemezsin "Benim prensiplerim böyle işimi, beni ve yaptıklarımı umarsızca, nerede olduğunu, kimin yanında olduğunu düşünmeksizin aşağılayanlara yeni yaptığım işleri anlatmıyorum, ne de olsa anlamaz". Diyemezsin "Benimle bu şekilde konuşamazsın o ağzını bir topla".
Çünkü onlar kadar kirli o kadar da çirkin olmak istemezsin. Aklının bir yerinde hala gülümseyerek üretilen çözümler vardır sonra dönersin yolda yürürken biriyle gözgöze gelirsin bir tebessümdür o refleks gibi ama ses gelir beriden "Çotong" çünkü artık ayrımını yapmışsındır "herkesin".
Yaş 35 Yolun Yarısı oysa 15inde okumuşsundur ama ancak 30'undan sonra taşlar yerine oturmuştur.
Yine de bir tarafın vardır ya çuvaldızını batıracağın onun için sen mutsuzsundur aslında herkesi "mutsuz" sanan.
Sonra işte o evde kalmış, çocuksuz yönetici tipini çok yakın görürsün kendine, sınırları ve duvarları en belirgin... Doğal olarak aksatılan ve akışından sapmış şeylerin hepsi rahatsız eder seni. Susmak en sevdiğin sohet oluverir. Kanık'ı da anlarsın, Asaf'ı da, Tarancı'yı da, Yücel'i de, İlhan'ı da, Ilgaz'ı da.
Bir tatil günü başlayacakken aklına gelen bunca cümleyi en doğalından dökecek notluğu da anlarsın ve anlarsın nasıl bir koca kafalıymışsın "anlayışı" ta bugüne saklamışsın..

2 yorum:

Adsız dedi ki...

"Sonra işte o evde kalmış, çocuksuz yönetici tipini çok yakın görürsün kendine, sınırları ve duvarları en belirgin"demişsin ya Sed nedense ben seni hiç öyle algılamadım şimdiye kadar yazdıklarından. 40 yaşını geçtim evde kalmış çocuksuz değilim ama benzer duvarları bende ördüm çoktan ve çoğu zaman hissettiklerini hissediyorum. Sanırım gerzeklere ve gerzekliklerine tahammülüm yok onun için seni okumaya devam....

Ankara'dan sevgiler Neslihan

SED dedi ki...

Neslihan:)

belki senin duvarın öbür tarafını görebilme yeteneğin vardır:) yada görmek istemişsindir:) ve duvarlar sadece bunlara sahip olmayanlar içindir:)

anladığın için teşekkürler;)