27 Ekim 2013 Pazar

Ah "sen"!

Daha bugün konuşuyorduk; elma ve armutu kıyaslamayacaksın. Kıyaslamak insanı çok yanlış noktalara sürükleyebilir. Kendinden sorumlu olmaktan başka hiç birşey mutlu edemez insanı. Sahip olduklarıyla barışmak kadar da rahatlatamaz.

Bir kadınla tanıştım 93 yaşında, aklı ve anıları hala yerinde, yaşlandığı yere bakıp hayal edemeceğim bir hayat yaşamış ve mutlu, gülecek, kahkaha atacak sebepleri var. Kendi aşk hikayesini anlattı dil uçuklatacak cinsten, dinlerken sorular bir bir değil akın halinde geliyor beynine öyle imkansız ama öyle de gerçek. Kocasını anlatırken "koskoca asilzade ... bey'i kendine bir yürüyüşüyle aşık etmiş kadınım ben" diye başladı. Evlendiklerinde kocası 23 kendi 40 yaşında bir kadın! Çocukları olmuş! Kadın bir daha evlenmemiş kocası ölmüş. "Evlenecek olsam 40'ımı beklemezdim" dediğinde jeton düştü ben de, aşk!

Nasıl yürüdün de aşık oldu, dedim. "Bir çizgi üzerinde dümdüz yürüdüm" dedi. Bir erkeği kendine aşık etmek için kalça çevirip, popo kıvırmaya uğraşmadan öyle geldiği gibi, olduğu gibi.. Önce kendini kabul etmekle başlıyor bence herşey. Sahip olduklarını son derece başarılı kullanmayı öğrenerek ve emin olarak.

Kendini keşfetmek ne kadar uzun bir yol. Ve bu yoldan insanı şaşırtacak, unutturacak binlerce faktör. Nedense kendinden çok çevresiyle oyalanmaya programlı gibiyiz. Ay onun saçı, ötekinin hayatı... Kafa dağılıyor sonra sen yerinde sayıyorsun hayat koşmuş! Oysa herşeyi yerine koysan, mevsiminde yesen, zamanında yapsan ne kadar kolay öylesi güzel olmaz mı?

Seviyorum kendini, haddini, yerini bileni çok ve onu koyacak yer bulamıyorum öylesine ulaşılmaz.


Hiç yorum yok: