2 Ekim 2012 Salı

La'gerfeld evli olsaydı!

Her akşam 8'de ailesiyle yemek zorunda olurdu.
Akşam 8'de yemek de evde olabilmesi için ya kurumsal yada kamusal bir alanda çalışıyor olması gerekirdi.
Memur yada vergi tahsildarı olurdu.
Her akşam saat 8'de memur maaşıyla sofrasında avokado salata yiyecek değil ya, patatesten biraz göbeklenecekti.
Bembeyaz değil, ince çizgili, hafif gri gömlekleri olacaktı.
Siyah takımı düğünde düğüne giyecekti.
Saçını eşşek tıraşı yapacaktı mahalle berberi, Avrupa'da berber ve kuaför tarifeleri yüksek olduğundan idare edecekti.
Yaratıcılık üzerine üstün yetenekleri asla bilinmeyecek, her Pazar aile toplantıları yada miskin ev saatlerinde iç geçirip sonra biricik çocuklarına bakıp Or'an Abi kıvamında tebessüm edip geçecekti.
Masanın etrafına dizilen çocukları olacaktı, başlarda ilgi bekleyen sonra ondan bundan şikayet edecek bir karısı.
Karısı gençliğinde ilham kaynağı, 3 çocuktan sonra körelme sebebi olacaktı.
Ona her bakışında yaşlılığında yalnız kalmayacağını düşünecekti.
Hayalleri, gece rüyalarına giren defileleri, siyah&beyazın muhteşem uyumu, göz farıyla yapılan tasarımlar, okunmuş binlerce kitaplık dev bir kütüphane, onlarca yüzük, karışık ama şık bir ev, harika kadınlar, harika erkekler, üstün dehası, saygıdeğer adı... biz onu asla tanımayacaktık.
Octofestte ki dostları, bavyaralı çevresi içinde belki en fazla turist olurdu bizim buralarda.

Fakat o kendini seçti, kendini adamayı...
Yaratıcılık, dahilik, başarı- içinde çok ama çok fazla bencillik var.
İnsanı kendinden bile öteleyecek kadar.
Bir o kadar da haz!
Ne yazık ki burada bir aileye yer yok, düzenli yada tekdüze bir hayata asla ve asla...
Sevgiyi, enerjiyi, ilgiyi ve inancı sömürme derecesinde kendine ister.

Hani geleceğe doğru gidiyoruz ya, o gelecek içinde insan kendine bile bencil.
Başarıların hepsi bencil.

"Kaybedecek birşeyi yok ki korksun" dediğin tipler vardır ya, başarmak için engelleri yok gibi sanki.
Birlikte utanacağı, birlikte sevineceği, birlikte biri - birileri yok.
Kalbini kıracağı, kırarsa gönlünü alacağı.. Görevleri, sorumlulukları, ayrıcalıkları..
Öyleyse ne olacak ona engel?

Yalnızlık dolu içi diyeceğim fakat yapamadığı tercihlerin yanında insan herşeyden daha yalnız.
Yalnız olabilmeyi başaramamaktan çoğu yapılamayan.

Lager'feld evli olsaydı kendi yalnızlığına tahammül edememiş, kendinden kaçarken tüm dünyayı muhteşem bir dehadan mahrum bırakacak bir tercihin kurbanı olurduk.
Bilinmeyen niceleri gibi.

İnsan önce kendi içinde kendi olmadan hayat ne kadar hızlı kovalıyor.
Daha ayakta durmanın bir çift bacakdan öte olduğunu anlayana kadar, tek başına da akşam yemek yiyebildiğini o lokmayı da yutabildiğini, bazen kendi sessizliği içinde aslında en büyük kalabalık ve gürültünün tam ortasında kaldığını keşfedene kadar ve o kalabalığı susturmayı öğrenmedikçe kimsenin kahkahası olamayacağını fark etmeden, ne istediğini tam da bilemezken La'gerfeld evliliği seçseydi sonu klasikleşmiş bir boşanma davasından öte geçmezdi sanki...






Hiç yorum yok: