22 Ekim 2012 Pazartesi

CV

Adım Sed, Suadiye'de doğdum.
Emekledi, yürüdüm, makası keşfettim anneannemin jüponlarından, dedemin kravatlarına, çekmecelerinden elbiselerini, televizyonlarının üzerinden dantellerini çektim kesip biçtim.
Barbie'yle tanıştığımızda üzerinde bir jean pantolon bir de pembe angora bir kazağı vardı. Hali pek acınası gelmiş olacak ki peçeteden, kağıttan, perdenin ucundan, çorabın konçundan kocaman bir gardrop hazırladım ona. 
Okula gönderdiler gittim, eve gelip gizlice çalışmalara devam ettim, onlar beni ödev yapıyorum sandı.
Birgün  çok ama çok sıkıldım 501den bozup yaptığım eteklerden, yakasını belini kesip giydiğim boomerang tshirtlerden, 1 çift şiş ve renk renk yünlerle yeni gizli çalışmalara başladım.
Üniversite de giydiğim renk renk kazaklarla zengin kızı rolünü kaptım. Yün elbise ve etekle dışarı çıkmama izin vermediler. Benim de pek umruma gelmedi. Kim olduğumu bildiğimi sanıyordum oysa kendimi aradığımı çok sonra anlayacaktım.
Yaramaz bir çocuk değilsem bile pek uslu da sayılmazdım. Onların doğru bildiklerini olması gereken kendi doğrularım sanmıştım. Kendi doğrularımı bulacağımı çok sonra anladım.
Okullar okundu, okullar bitti, bölümler okundu bölümler bitti, işler bulundu tecrübeler edinildi. Mutsuz olduğumu fark edemeceğim hızlı bir trenle yıllar boyu seyahat ediyordum sanki.
Oysa en sevdiğim fıstık yeşili babetleri, şeker pembesi file çoraplarım ve lila pantolonumla giymeyi seviyordum. Departman müdürüm "Kızım sen marjinal misin?" demişti. Marjinal siyah oje sürüp, gözüne siyah kalem çekene denilmiyor muydu?
Sonra uzun soluklu bir süre en sevdiğim şekilde giyinemeceğim bir işim olacaktı. Sabah ne bulduysam onu giymeyi bırakıp resmen pijamalarımla işe gidecek kadar kendimden uzak olacaktım. Sürgün gibi geçecekti bu tek vagonlu hızlı trende seyahatim. 
Bir akşam ofisten çıkmak üzereyken hep her zaman olduğu gibi son dakika annemi arayıp "Ben dikiş makinası almaya gidiyorum gelmek ister misin?" demiştim. Gizli çalışmalarımı sürdürmek için eksikleri tamamlıyordum. 
Kimseler bilmeden onu eğirip, bunu çevirip, biçip, çekip uğraşıyordum. Haftasonları evde kimseler olmadığında bu sürgün seyahatin donup içimde özüme en yaklaştığım dakikaları geçiriyordum.
Hayatım boyunca resim yapmayı çok sevdim. Boyalar elime bulaştıkça uyku düşmanlaştı. Kafamın içinde tuhaf dalgalar, garip çiçekler, hiç görmediğim kuşlar, geometri de hiç olmayan şekiller türüyor türüyordu. 
Okuduğum kitapların beslediği hayal dünyası sandığım aslında benim dünyayı algılayışımın dışavurumuydu.
Bilgisayar çocuğu olamadım, bilgisayar benim için excel tabloları, maliyet hesapları, konşimentolar, uzun akretditifler ve çalışma programları demek ve hepsi o kadar demekti.
Birgün herşey değişecekti, o gün geldiğinde hiç bilmediğim bir yerde trenden inmiş gibiydim. Mutlu ama karmaşık. Bulmam gereken ne varsa karşıma çıkmaya başlamışlardı bile.
Burdan sonrasına eğitimler, diplomalar, yabancı diller, sertifika programları, iş tecrübeleri, hobiler, tabi ki günü gününe tarihler, marka niteliğinde isimler, referanlsar eklenebilir.
Kimin umrunda iştir kişinin aynası lafa bakılmaz derler, dedim gitti.



2 yorum:

Tanya's dedi ki...

Seni seviyorum:)

SED dedi ki...

ben de seni çok :)