18 Mart 2012 Pazar

Yüzüne Güler Peşini Dürterim Tiyatrosu

Evde kalmış kızlar varsa, evde kalmış erkekler de var.
Bakınız Caddebostan sahil - yürüyüşe çıkmış anne- baba ve adam!
Bencilliklerinin kurbanı, sığ ve katlanılmaz.
Beyaz fayans üzerinde ki siyah kıl gibi kalabalıkta göze batıyorlar.
Çok çirkinler, çok itici.
2 günlük şu dünyayı insana kahır ve dert edecek kadar zehirli.
Ailesine bağımlılığını ve benciliiğini gömlek gibi taşıyan, florasan gibi yansıtan adamlar bana feci ezik geliyor.
Karşımdaki Brad Pitt olsa üzerine kusasım!
Hiç mi gururları yok düşünüyorum.
Gavur olsak bunu sorgulamam çünkü kadını da erkeği de net bizim gibi tiyatro yapmıyorlar.
Fakat bizim toplumda evlilik, ilişki, mini etek, kadınıma yan baktın bu kadar an ve şeref meselesiyken bu versiyon çok tuhaf.
İçlerinde Osmanlı'dan kalma bir GülAğa'lık var bu adamların.
40 yaşında ama hala anasıyla vıcık vıcık, kıllı mıllı ama ancak mini etekten karısını kayırabilen, arkasından rahatlıkla atılıp tutulabilen, bir baltaya sap olmamış, kimlesin-nerdesin sorularıyla yaşıyor işte...
Sorun kim de, anlamadığım bir düğüm bu.
Çünkü çoklar.
Tanıdığım bütün kadınların en az bir defa başına gelmiş adamlar.
Kendi içinde düğüm düğüm.
Bir tarafta bunlar, bir tarafta egoları penislerinde erkekler, bir tarafta vur kafasına al ekmeğini versiyonlar..
Hiç ortaları yok.
Evde kalmışlıkları insanın eline bulaşmış bok kokusu gibi çıkmak bilmiyor.
Hangi kadına sorsam bu tipi tanır fakat yolda gösteremeyebilir.
Çünkü kondurmak istemez kimse..
Erkek kalıbı içinde, o heybete, o kıla, o giyime yakışmaz ne de olsa.
Birşeye benzemeleri de var...
Böyle bir adamla hayatın bir yerinde yolunun kesişmesi mecburi askerlik gibi, 1 yıl, 2yıl, 10 yıl artık Allah kaderine ne kadarını yazdıysa.
Gün be gün çoğalıyorlar belki en kaçınılmazı bu.
Kadınlar kendi ayakları üzerinde durmaya başladıkça, kararlarını kendileri almaya başladıkça, hayatlarını artık baba evinden dışarıya, kendi tek kişilik dünyalarına taşımaya başladıkça orada ozon tabakasındaki delik gibi kocaman bir delik açılmaya başlıyor.
"İlgi, sevgi, paylaşım, herşey tama ama birşey eksik" karışık mis kokulu bir delik.
O deliği kapamaya çalıştıkça risk artıyor.
İnsan ne yazık ki bunlardan besleniyor. Yüzüne gülerek götünü dürterek yaşıyor çoğu.
"Tipinden anlarım ne olduğunu" sözü tarih oluyor böylece ve gelsin kahırla geçecek boş bir ömür.
Şimdi her iki taraf için soruyorum insanın var olma sebebi sadece dünyayı zehirlemek ve yok etmek midir? GDO üreterek ve kullanarak zehirlediğimiz doğa bize böyle mi yansıyor acaba, birbirimizi de ilişkilerimizi de GDOlar gibi yok ediyoruz.
Kimse kendine "ne için burdayım" diye sormuyor mu acaba?
Gerçekten kirli mahluklarız.
Bazen duyduklarım, gördüklerim karşısında tanıdığım 3-5 kişinin ellerini ellerime kelepçelemek geliyor içimden.
Çünkü böyle bir bağ olmadıkça sağ kalmamız imkansız.
Ortaçağ cadı avları gibi avlanırız.
Geçen gün otobüse bindim bir teyze "Zaman çok kötü zaman" diyordu acaba bildiği ne?

Hiç yorum yok: