20 Mart 2012 Salı

Şu an uyumuş olmak lazım-dı! atarı yok gideri yok..

Ama uyumadım çünkü resim yapıyordum ve zaman yine akıp geçti.. bla bla bla
Kafa açma ve atarlı hallerim devam ediyor sıkıntılardayım aslında.
Fakat bugün müthiş tuhaf birşey oldu ve hiç tanımadığım biri beni yine ve daha da hiç tanımadığım biriyle tanıştırmak istedi = GÖRÜCÜ!
Etrafımda görücü usulü evlenen insanlar var. Bu cümleye "hala" ile başlamadım özellikle.
Neyse bir arkadaşımın minik kızının doğumgününe gittim. Sanırım orada bekar ve çocuksuz 3, hadi 4 kişi falandık.
Herkes kadın, her yer çocuk! Kadınların 7si Uzak Doğu'lu..
Saatler ilerledikçe başka çocuk ve anneleri geldi, işte o annelerden biri beni pazarlamasını çok iyi yaptığı bir tanıdığıyla izdivaç için tanıştırmak istediğini, beni çok beğendiğini söyledi.
İlk başta şaka yapıyor sandım hatta cebinden telefonunu çıkartıp ısrarla numaramı istemesine kadar hala gülüyordum.
Sonra birden çöktüm!
Kendimi kötü hissettim, oradan bakınca o kadar mı çaresiz ve yalnız görünüyorum, diye hayıflandım.
Hanımefendiye oldukça terbiyesiz ve burnu düşse almayacak denilir cinsten bir cevap verdim.
Sonra annemi aradım.
Aslında Tanya'ya da anlatacaktım ama konuşamadık.
Annem konuyu tastamam t'ye aldı, amaaaaaaaaan ne kocasız kızlar var herşeye razı! keşke alsaydın numarayı bir iyilik ederdik, diye gülüştü.
Fakat bana yaptığı yatırımın bu şekilde karışlanmasından da rahatsız oldu.
Çünkü ne annem ne de babam beni evleneyim, bir adamın çoraplarını yıkayayım, o adamın eline bakayım, hemen anne olayım diye yetiştirmedi.
Bizim evde öncelik bir "adam" olmaksızın ve kimseye muhtaç olmaksızın kendi ayaklarının üzerinde durup sonra istersen ve gerçekten mutluysan evlenmek üzere yetiştirilmekti.
Evlenmek, benim için istediğim gelinliği giyip, arkadaşlarımda kocaman ve çok eğlenceli bir partynin ve bir de çocuk sahibi olmanın ötesine geçemedi.
Bugün utandım, sıkıldım, rahatsız oldum, oradan hemen uzaklaştım ama üzerine de çokca güldüm-güldük.
Kafa açmalarında kayboluyorum şu sıra, studio işlerim, Chedeliko'larım, anlaşmalarım kalabalık düşünceler içindeyim.
Bu kafayla ne kadar düşünmek doğru bilmiyorum ama "çocuğum olsa ne olurdu" diye düşünmüyor değilim.
Ve sürekli aynı cevabı bulmak, buna rağmen etrafımda kuaförden, tanımlanamayan teyzeye, mahalle baskısı olduğunu düşünüyorum.
Şu an bir çocuk ayak bağından başka birşey olamaz. İlgim ve dikkatim tamamen başka bir yere toplanmışken, ilgisiz kalacağından ileride pişmanlık bile olabilir.
Üstelik bu kadar yolu yarılamışken herşeyi yarım bırakmak bende sakatlayıcı bir etki de bırakabilir.
Sanırım yaşımı gösteriyorum!
Yaşımı gizlemeye çalışmıyorum ama hal böyle de olunca canı sıkılıyor insanın, yahu uzatmaları mı oynuyorum, diye.
Gelecek günlerde spor da, alışverişte ve anneannemle çaybahçesine gittiğimizde komşularına insanlara "sizce kaç gösteriyorum" diye soracağım.
Sonra da "sizce çok yalnız ve çaresiz mi görünüyorum" diyeceğim.
Eskiden Lis'e olurdu ne ara bana geçtik, ben o ara ne yapıyordum Allah bilir!

Söz yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyor tıpkı geçen akşam Leyla ve Siso konuşurken defalarca tekrarladığımız gibi, hiçbir zaman hiçbir şey istediğin zaman olmaz, neyi istemezsen o olur ve hayatında hiçbir şeyin yolunda gitmediğini, mutsuz olduğunu düşünürsün.
Oysa olması gerektiği yada senin tercih ettiğin gibidir.
Ersin Hoca geliyor şu an gözümün önüne, ben ona bunları anlatıyorum ve ellerini kavuşturmuş karnında, her zaman ki pür dikkat bakışlarıyla dinliyor, sessiz cevaplar veriyor kendi içinde ama doğrunu da kendin bul diye gözleriyle küçük yorumlar yapıyor "evet, doğru, haklısın..." sesli düşünür gibi oluyorsun, içinde bir rahatlık o an çözemesen bile, elbet birgün çözecek kıvama geliyorsun.
Fakat 30'larında değil, kafayı iyice açarsan 50'ler gibi..

Hiç yorum yok: