1 Ağustos 2011 Pazartesi

Dergi edasında...



Böyle bir başlık yazmak geldi içimden..



Mesela bu sabah turuncu leopar elbise giymek gelmesi gibi..






Yine sıcaktan bitmiş olmak gibi...



Az evvel Nihat'la telefonda konuşup aynı dertten muzdarip olmak gibi..



Sabah L ile konuştuğumda içime suların serpilmesi gibi..



Dr. Erol'un diline doladığı o cümleyi sürekli tekrar etmesine çok güldüğüm hem de çok içten güldüğüm gibi..






Şimdi şu son yazdıklarımı okurken aklıma bir takım resimler ardından da hayalime sesleri geliyor.



Bence insan resim & ses aynı anda zihnine gelince karar verebiliyor;



sevip sevmediğine, isteyip istemediğine... özleyip, özlemediğine..






Bazen içimde adını koyamadığım birşeyler hissediyorum.. üzülüyor muyum eyvallah etmiyor muyum ben bile içinden çıkamıyorum.



Bu lafı yeni duymadım ama dün okudum hoşuma gitti "Eyvallah Etmemek"...



Babam hep derdi " zor bir çocuksun, çok fazla özgürsün kim seninle ne yapacak bilmem.."



Kendi de ne yapacağını bilemediğinden olsa gerek:)



2. lafımızda itişmeye başlarız hep.






Bugün anneme ne kadar zor "hayır" dediğimi fark ettim.



Omzum acıdı önce, sonra boynum yutkunamadım söyledikten sonra sanırım en son göğsüm de bir yer acıdı ufacık birşeye "Hayır" derken.



Ve anne olmayı nasıl istemediğimi hissettim aynı anda..



Sanırım annem de içinden demiştir "Çıktığı kabuğa laf ediyor dili papuç oldu bunun".






Kimse fark etmedi ama ben geçen haftadan beri kendime süpriz yaptım.



Çok da hoşuma gitti.



Herkese ben süpriz yaparken süprizlerimi kendime kullandım oh vallahi çok iyi geldi!










1 yorum:

zeya dedi ki...

kendine sürpriz olayını çok sevdim süpersin :)

kimseye eyvallahı olmamak olayını pek severim pek özgür gelir :):)