4 Temmuz 2011 Pazartesi

PArfüm şişesini saklayan..


Haftasonları genellikle kısa yürüyüşler & uzun çalışmalarla geçiyor.
Bu ne demek?
Tatil demek kısa yürüyüş demek, geriye kalan vakitte sürekli çizim, boyama, kalıp şu bu gibi yetişmesi gereken işlerle geçiyor.
İş" dediğim için şu an üzüldüm silerek yerine başka bir sözcük koymak istedim ama bunu tekrar etmemek için silmedim..
Chedeliko iş değil, benim için hayat!
İçimde kocaman bir yalnızlık vardı yeri Chedeliko'yla doldu.
Her ne kadar güneş, deniz hayallerim olsa da bugün bir kez daha anladım ki ne olursa olsun bitmeyecek bu hayalim.
Nedense bu hayallerim de hep Alaçatı'da geçiyor veya üzerine kuruluyor.
Alaçatı'dan bir ev almadan da olmayacak.
Laf Alaçatı'ya gelmişken bu kareyi boş geçemeyceğim;
Bizim antikacı&sahaf çılgınlığımızdan bir kare. Dükkan yetkilisi nazik beyefendiyi beklerken her parça ile fotoğraf çektik sonra da toplu çekim yaptık.
O taş sokaklar & binalar... sanki ben hep ordaydım.

Neyse bugün fark ettim ki çalışmaya başladığım an müzik dinlemiyorsam beynimin içinde çeşitli sesler kendi aralarında birbirinden alakasız dialoglara giriyorlar.
Biri "O kırmızı oraya olmadı" derken, öteki "Acaba çerçeve daha mı iyi dururdu" gibi cümleler kuruyor.
Delirdiğimi düşündüğüm böyle zamanlarda yaptığım her neyse bırakıp başka birşeylerle uğraşıyorum.
Mesela bugün neredeyse ortaokuldan beri "iyi" akadaş olduğumuzu sandığım bir arkadaşımla tek bir fotoğrafımızın bile onun komik olacak ama f.c.b.k albümlerinde olmadığını fark ettim.
Önce "Ne saçmalıyorum" dedim sonra onu ne kadar zamandır görmediğimi, en son ne zaman birlikte birşeyler yaptığımızı düşündüm. Hatırlayamadım!
Sonra düşündüğüm kadar iyi arkadaş olmadığımız kanısına vardım.
Ne yazık ki zor arkadaş olan tiplerdenim.
Eğlenceli, güleryüzlü, samimi & yardımsever olsam bile arkadaşlık benim için kökleri yüzyıllara dayanan, nadir bulunan ağaçlar gibi.
Aynı dili konuşmak bazen de hiç konuşmadan anlamak gibi (klişe ama böyle)
Çok insanı tanımaktansa az ama tüm gönlünü bana açacak insanları tanımayı yeğliyorum.
Yıllardır tanıdığım ama uzundur konuşmadığım bir arkadaşım yıllar sonra birgün konuşma imkanı bulduğumuzda yine bende yıllar önce ki o kişinin hissettirdiklerini uyandırabilir.
İşte bahsettiğim arkadaşım tam da böyle biri-ydi.
Benim önemsediğim bunu yazarken ağzımı gözümü buruşturduğumu fark ettim.
Sanki bir yanım acıdı tam şu an...
Antikalara kıymet veriyorum ya sanırım bundan ben geçmişine bağımlı bir insanım, o beni bırakıp gitse bile ben ne acılarımı, ne mutluluklarımı, ne olanı, ne olmayanı unutmuyorum.
Fil gibi yaşıyorum fakat biri ben farkında olmadan beni terk ediyorsa bunu anladığım an ne yazık ki durdurmak için elimden hiç birşey gelmiyor.
Bırakıyorum ellerini gitsin, gitsin gidesi var.
Gidesi olan her kimse, arkadaş, baba, bir akraba bırakıyorum gitsin.
Demek benle birşeyi kalmamış.
Ne gereksiz değil mi?
Ne var görmezden geliver.
Olmaz!
Ben doğrucu Davut - ben harbi - ben öz- ben gerçek!
İçi bitmiş parfüm şişesini saklayan biri varsa o benim...
Onun benim olduğu o günü hiç unutamadığımdan..
Birgün kırılırsa parçalarını da hizmetçiye bırakıp kapıyı çekip giden..


Hiç yorum yok: