12 Temmuz 2011 Salı

Nereden nereye

Benim bilgisayarla tanışmam ilkokula çağlarıma denk geliyor.
Desktop & backround için animasyonlar yapardık.
Ulema falan değildik!
Bilgisayar öğretmeni kağıda yazıyordu biz de bakıp yapıyorduk.
Ama o zaman şimdi ki gibi kolay değildi ekran koruyucu olarak adımı yazıp, renk değiştirip, dönmesini sağlamak..
Neyse bitiren kenara geçip laklak edebiliyordu.
Benim için sıkıntı dolu bir dersti.
Resim dersinde Hakan'nın portresini çizmek çok daha eğleneceliydi.
Üstelik benzetiyordum da!
Neyse ben ısrar etmeyince de bilgisayarım falan olmadı.
Lis'in Amiga 500'ü hepimize yetiyordu artıyordu. Birde benim barbielerim vardı.
Vaktimi anneannemin dantelli atletlerini kesip onlara elbise yapmakla geçiriyordum.
Üniversiteden mezun olurken bilgisayarda yazılması gereken bitirme konuları vardı!
Hala bilgisayarım yoktu!

Sonra ne oldu bir bilgisayar alındı. Benim yine bir alakam yok...
O sırada kendime motosiklet aldım, dikiş makinası, ipod & fotoğraf makinası!
Harika vakit geçiriyordum.
Fakat birgün fotoğraflarımı aktardığım, ipodu update ettiğim bilgisayarın annemin teyzelerimle msn yapmak için kullandığı bir telekomünikasyon cihazı olduğunu anladım.
En ucuz kampanyayı bulup kendime bir bilgisayar aldım!
Fotoğraflarımı istediğim gibi yükleyip, dikiş için istediğim tutorialları okuyabiliyor, makina bozulunca servise mail atıyor, motosiklet için yedek parçaya online bağlanabiliyordum, müzik arşivim hayvanata bağlanmış ipodla hayatımı yaşıyordum.


Günler böyle pespembe geçerken birgün bilgisayarım arabamın camı çerçevesi indirilmek suretiyle çalındı!
O gün "Neden bilgisayar aldım ki, ne gerek vardı ki, hem ben ne yapıyorum ki bilgisayarı" sözlerimden, saçımı başımı yolup dövünmemden sonra beni bir panik aldı!
Adam benim sadece bilgisayarımı çalmadı, HAYATIMI ÇALDI!
Fotoğraflarım, yazılarım, dikişlerim, müziklerim..
Lanet olsun en sevdiğim websitelar, "Beni hatırla, tanı, al bağrına bas" dediğim bütün şifreler...
O an bilgisayarla olan bütün bağımı kestim.
Vallahi nişan kurdelesi kesmek kadar kolay oldu!
Annem "Kızım sesini duymak istiyorum" zar zur konuştu.
Kararım netti. Bir daha bilgisayar almayacaktım.

Çünkü Londra'ya ilk gittiğim gün evsiz bir zenci tarafından çekilmiş harika bir fotoğrafım vardı, Çünkü birgün içim fena şişmişken kendime ders olsun diye yazdığım bir yazım,
Çünkü diktiğim elbiselerin her aşamasını fotoğrafladığım notlar tuttuğum bir günlüğüm,
Çünkü gardrobumdaki bütün herşeyin tek tek fotoğrafları, ayakkabılarımın tek tek resimleri, çantalarımdan, güneş gözlüklerime kadar takım yaptığım kılıkların arşivleri,
Çünkü ayı gibi METALLICA albümlerim, ipodumu gönlümce doldurduğum, Buena Vista,Astor Piazzolla listelerim sağlam bir müzik arşivim vardı.

Hepsini bir adam çalıp gitti yedeğim yoktu!

Nasıl yaptım o aptallığı hala bilmiyorum.
Yıllarca biriktirmiştim hayatımı sonra onu biri alıp gitti.
"Biriktirmeyi bana çok gördü".
Ben de artık birşeyler için endişelenmemek için bir daha biriktirmemeye karar verdim almadım bilgisayar falan...

Şurama koydu...


Hoşafın teki 3-5 lira için küçüldü, ufaldı, iğrenç birşey oldu...
Belki oturup tek tek resimlere baktı, yazıları okudu, benim bazen mutlu bazen umutsuz bazen ben bazen bir başkası bazenli hayatıa elini sürdü.
"Yabancı" nedir en iyi o vakit anladım.

Bunun üzerinde çokca vakit geçti.
Ben o ketum tavrımı yapıştırdım üzerime.
Bence o an benim için bir sürü şey öldü.
Anıların varsa burandadır, oraya buraya kaydetmekle olmaz, dedim.
Annem çıktı, sanırım hayattan soğudum birşey yaptım anlamadım, bir bilgisayar şart dedi.
Ben gidip harddisk aldım!
İçine kaydedecek birşeyim yoksa bile bir yedeğim olsun istedim.
Sigortalanmak gibi birşey sanırım.
Bilgisayar geldi, hardiskle tanıştı...
İpodum kabul etmedi her ikisini de günlerce azap çetim.
Sanki aylarca aynı şarkıları dinlemekten çektiğim azap yetmemişcesine!
Fotoğraf makinam da reddetti bu durumu...
Herkes burun kıvırdı, bilgisayar da harddisk te öksüz takıldılar.
Sonra hayatımın bir yerine ekleştiler ucundan & hep ucunda kalmak suretiyle..

Ben onlara ucunda kalma eziyeti ederken bu sefer evime 2. defa biri girdi.
Arabamla beraber bu 3 oldu!
Düğünde çalınan Blackberry'imle 4!
Kısa zamanda 4 kere 4 ayrı yabancının hayatımı çalmaları cidden asabımı bozdu!
En sevdiğim takılarım, plastik çiçek küpelerim, saç lastiklerim bile çalındı.
Biri gelid aldı.
Herşeyi toplayıp gitti.
Fakat bu sefer o kadar üzülmedim.
Elimden uçup gidenleri umursamamaya başladım.
Gerçekten umursamıyorum.
Öyle ki hafızamdan bile sileceğim utanmasam.

Bütün bunlar şöyle dursun; bugün öksüz hardisk, ezik bilgisayar, benim umursamazlığım birini sevindirdi.
Öksüz harddiske kopyalanmaış & 7 kapıdan toplanmış eskisinin yanında devede kulak denecek zayıflıkta bile olsa müzik arşivi işe yaradı.
O kadar umursamamışım ki 7 kapı dolanmış içi doldudurulup geri gelmiş.
Demek istemişler vermişim inanılmaz!
Geri gelmiş o apayrı!

Demem o ki bazen bırakıp dönüp arkanı gitmesini bilmek gerekiyor.
Umursamaz olduğunda bazen mutlu da olabiliyorsun, bu da tuhaf ama uygulanmış gerçek.
Hani sevgililerinin doğumgünlerini, ay-yıldönümlerini kutlamayan fakat çok sevilen adamlar vardır ya onlar gibi..


1 yorum:

zeya dedi ki...

Bilgisayarımdan ne gitse üzülürüm diye düşündüm. Bir sürü şey buldum. Hem d eyedek almam ben ama şirkette alınıyormuş içim rahat etti sorunca :):)

Dijital fotoğraflar çıkalı ne çok resim uçup gidiyor di mi?

bizim albümlerimiz de yok eskisi gibi en azından benim yok üşengeçlikten :)
Londra'da ilk çekilen foton dönüp dolaşıp bir yerden sana gelse keşke...