22 Eylül 2010 Çarşamba

E yeter! Bakıyorsun ama görmüyorsun.

Neyi anlatayım şimdi...
İzmir'de tursitler arasında, plajda havlumla serilip yattım, akşamları meydandaki eski kiliseden dönme caminin az ilerisinde bir kadeh rakı ile balık yedim, müzikli sokaklarda yürüdüm, el ele yürüyen gençlerle ayak üstü sohbet ettim, sabahları ailecek kumsala -salatalık, bisküvi & çoluk çombalak - gelip, çocuklarının gürültüsü şu yana, kendi böğrüş böğrüş sesleriyle ahengi bozan halkıma tahammül ettim.
Yetmedi onlar kalkıp giderken arkalarında bıraktıkları çöplerini bir poşete doldurup çöpe ben attım, kimseyi taşlamadım, kimseyi sopalamadım.. Hemde doğaya saygısı olmayanların hakkı sopayken!
Sonra bir butikte rastladığım Gaziantep'li teyzenin şık kıyafetine, kızlarının o butikten aldığı kısalı-dekolteli şık kıyafetlere, aynı teyzenin kızıla boyanmış fönlü saçlarına, dünya görüşünün benimkine yakınlığına bakakalışım, aynı butiği işleten İzmir'li hoş kadının Kordon'da protesto etmek için kapatılan kepenklerden sonra, seneye yazın hala şort giyip o sokaklarda yürüyüp yürüyemeyeceğimizi sorgulamasına ortak oluşum..
Derken aklıma düşen "Ama "evet" patlaması oldu benim şehrimde, benim hayatımı sürdürdüğüm, arkadaşlarımla toplandığımda umutlarımın yeniden yeşerdiği.. "Yok yok o kadar da olmadı" diyebildiğim yerde kanadı kopmuş orkid gibi kan sızdırmaya başlamış..
Geçen akşam konsere gittiğimde kendimi yabancı hissetmediğim ama aslında bu şehrin bana yabancı gözüyle bakmaya başladığı.."
Ben şimdi neyi anlatayım..
Sigara içmek yasak, içki içmek günah, kapı önünde durmak haram, turist zaten kafir, kendi içimizde, ben lazım, sen çerkez, yolda girdiğim bir outlet dükkanında çalışan eşarplı kadın bana dik dik bakıyor, oysa bana değil kendi gibi eşarplı altlarında jeepleriyle Burberry'de kredi kartlarını cart cart çeken hemcinslerine diklense...
Bir tarafta Fashion's Night Out kutlamalarıyla günlerce ekranlarda başımızı ağrıtmalar, akşamına rezalet trafik yüzünden İstanbul'da şurdan şuraya kıpırdayamamak..
İki kuruşluk kuru pasta yanında bir bardak şarap, oraya da 2 DJ koyup, adına "alışveriş partisi" diyerek insanları bu zamanda böyle bir kriz döneminde tüketime zorlamalar...
Fakat bir takım insanların da, neyi düşünerek yaptıklarını bilmiyorum, ülkelerinin başına gelmekte olan felaketi görmezden gelerek, yanıbaşlarındaki işsizliği, evet patlamasını, bölünmeyi, adaletin elden gidişini umursamadan sanki herşey mükemmelmiş gibi Fashion'ı pompalayarak desteklemesini anlamıyorum..
"Kimden alıp bu paraları kime veriyorsunuz" diye düşünmüyor kimse..
Kendi yarınları zaten ellerinden almıştı ama nasıl olup da kimse daha doğmamış çocuklarının torunlarının bile yarınlarının ellerinden alındığını göremiyor..
Biz 2 kişi cesaret edip 1 çocuk yapamazken, yolda yürüyen parmaktan geçme terlikli adamın, versace örtülü karısının biri elinde, biri arabasında, biri karnında çocukları & bunların tam tezatı benzer kimliklerin 5er çocuğu nasıl yapabildiğini bilmiyorum..
Neyi anlatayım ki şimdi?
Eskiden "aynı kafada" olduğumuzu düşündüğüm arkadaşlarıma şüphe ile yaklaştığımı mı?
Fotoğraf çekimi yapmak için gittiğimiz İstanbul'un en güzel deniz kenarı semtlerinden birinde yediğimiz onca hakaretin aslında bugünün habercisi olduğunu mu?
Özünde eğlenmeyi, gezmeyi, modayı, sohbeti çok seven ama şimdiler de hepsinin kafamı kurcaladığını mı?
Neyi anlatyım ki şimdi...
Blogda aslında olup bitenleir nasıl t'ye alırken şimdiler de herşeyin üzerinde durup düşünmekten t'ye alma yönümü nasıl körelttiğini mi?

2 yorum:

Adsız dedi ki...

bence bunları biz istedik.oldu.hayırlı ve uğurlu olsun..




"türk milleti gariptir her lafı kaldırmaz ibne dersin kızar da *ikersin aldırmaz"Neyzen Tevfik

sine'mden dedi ki...

daha ne anlatıcan Sedcim...herşeyi tek postta döküvermişsin,hatta şahsen bana ekleyecek tek cümle kalmamış.hepsine katıldım gitti.şimdi kara kara düşünme zamanıdır,pardon o zamanı geçtik,düşününce ne çıktığını da gördük.başımıza ne geleceğini,neler göreceğimizi göremez hallerdeyiz...