3 Ağustos 2010 Salı

Bavul, Referandum, Tatil

Pazar günü bavul aldım.
Bildiğin bavul 71 cm.
Olurda yanlışlıkla seyahate giderim diye.
Gün olur kim bilir yolum belki tatil kıyısı bir yerlerden geçer diye.
Eskiden bizim orda Çarşamba Pazarı kurulurdu. Pazarın tam ortasında yerde adamın teki plastik nilüferler satardı. Anneme, kim alır bunları, derdim. "Nilüferli fantezileri olan kadınlar" derdi. Fantezi durumu ortada göl olmadığı için doldurulan küvete salınan nilüferler..
Benim bavul da aynı böyle bir fantezi haline geldi. Daha doğrusu tatile gidememekten, tatil fantezileşti, bavul da alırsam hani belki.. Gölde sevişemeyen kadının, küvetle yetinmesi misali..
Bavul, kocamn kütlesiyle salonun ortasında duruyo öyle anıt gibi. O kadar temsili bir hali var ki, kenarından 2 de bikini sarkıtsam seyahat acentasına reklam afişi olur.

Benim tatil hevesime sekte vurmayan hiç birşey kalmadı, parasızlık, menstrüasyon, şeker bayramı şimdi de referandum!
Çok ilginç 6 ay öncesinden belirlenen günün Şeker Bayramı'nın son gününe denk gelmesi. Sırf 12 Eylül olduğu için yapıldı diyeceğim ama bizim tatilci milleti de düşününce acaba birilerinin işine mi geldi demekten de kendimi alamıyorum.
Düşünsenize Eylül'de biten kavurucu Ramazan'dan hemen önce, ülkemizin geleceği çocuklarımızın da kankalarla okulu kırmasından hemen önce hangi bünye kendini tatile atmak istemez ki?!
E kendini tatile atan bünyeler bunca kavrulmuşluğu üzerine Referandum düşünür mü?
Cevap veriyorum "Hayır".
Çünkü "seçim" kavramına toplumca antipati oluştu bizde. Boşa oy verdiğimizi bile düşünüyoruz zaman zaman.. E bu kimlikler referandum mu? tatil mi mücahit? denilince hepbir ağızdan "Bu sene de donla yüzelim" diye haykırmaz mı?
Ben kendi adıma cevap veriyorum ben tatil planımın içine eden son şey de referandum oldu. Ben o mega geçersiz & tek br noktayı bile yerinden oynatamayacağına inandığım oyumu kullanmak için yine burdayım.
Kendimi İstanbul bekçisi ilan ettim!
Boynuma el yazısı karakterlerle "İstanbul" yazılı gümüş kolyeler takıp, çantamın kenarına kaybolursa bulunuz notcuğuna da "Plakam Yerli, Sırtım Terli Suadiye 34" yazdırıcam.
Kaybolmama imakn yok zaten sürekli aynı erde olduğumdan. Ancak beni kütlesel olarak olduğum yerden yani yapışık olduğum deri koltuğum yada evdeki sofa ile beraber vinç ile kaldırıp götürmeliler.
E gecekondu da yaşamadığıma göre bu da pek mümkün değil!
Ya yemin ederim utanıyorum ya!
Dün gittiğim export fazlacısında kadına "Pareo yok mu boyundan bağlasam onu giysem"..
Sıcaktan dleirmek üzereyim. Şuraya ziyarete birlikte çalıştığımız firmalardan birinin temsilcisi geldi çat kapı, ayağımda bilekten bağlı sandalet, üsütümde şortumun altından görünmediği bol atlet, kafamda çiçekli, ncili bantımla resmen Mitolojik yunan Tanrıçası gibi çıktım karşısına.. Özür üstüne özür çatladım özür dilemekten.
Ne yaza doyabildim, ne tatile, bir kelime de anlamadım şu yazdan.
Hayır hangi birine üzüleyim paracık yok, vakit yok, yoklar üst üste yazılınca, sıfırlar burdan Erenköy ışıklara kadar uzuyo!

Bavul da evin ortasında..
Koyucak yer yok yine de bavul aldım. Şu sıra da nasıl ihtiyacım var bilemezsin a dostlar!
Leyleklerle kapışıyorum da bavullar yetişmiyor.
Şu an da tatil yörelerinde olan tüm sevdiklerimi kınıyorum!
An itibariyle denize girmiş bütün sevenlerimden özür mektubu bekliyorum!
Yazlık, tatil kötü, OL inKUlusiv, pansiyon, hotel, motel kelimelerinin bizzat içinde bulunmuş & bu kelimelerle cümle kuran her dostumu siliyorum!
He bir de güneşte yatıp derilerini kayış gibi yakmış, zift gibi tatilden dönmüş kankalrım için de çok özel duygular beslediğimi de bildirmek istiyorum.

Yeter di mi:)))
Yetti.

1 yorum:

Tanya's dedi ki...

Hayır..büyüksün Sed.

Bugün denize giriyorum deyince catadanank telefonu yüzüme kapamandan anlamalıydım abide-i bavulun ihalesinin bana patladığını.