6 Aralık 2009 Pazar

Güçlüyüm Aslında!

tristeza.jpg


http://fotos0.mundofotos.net/2008/19_12_2008/negro_blanco1229716745/tristeza.jpg


Karşınızdaki insan ne zaman sizden vazgeçer işte o gün kuyruğunuzu dizlerinizin arasına alır titremeye başlarsınız. Bütün ilişkiler tamamen birbirini kaybetme korkusuna bağlıdır. Birini kaybetmekten korkmazsanız onun için kılınızı bile kıpırdatmatsınız. Hatta onu sevmezsiniz bile.
İş ilişkileri, aşk, evlilik hatta akrabalık ilişkileri bile buna dayalıdır. Şimdi bu söylediklerim ilişkilleri kişisel menfaatle bağdaştırmışım gibi görünebilir. Ancak savunduğum konu bu değil, bu sebeple üzerinde konuşmayacağım. Hakkında söz edeceğim tek şey "korku".
Korkmazsanız yenilmez hissedersiniz. Aranızda duygusal bağ olan herkesin karşında zayıf kalırsınız. Sanki elleriniz kollarınız bağlanmış gibi hiç kabul etmeyeceğiniz şeyleri kabul eder savaşmayı bile bırakabilirsiniz. Ama ondan vazgeçtiğiniz gün tüm cüretkarlığınızla açıp ağzını gözlerinizi yumarken o artık siz değilsinizdir.
Artık sevgilisinden vazgeçmiş bir kadın arkasını dönüp giderken ya sözlerini kendine saklar yada söyleyecekleriyle ortalığı & tüm geçmişi sarsar. İşinden çıkan bir çalışan kapıdan çıkarken o güne kadar içinde tutuğu bütün zehiri kusacak kadar cesur hisseder. Nezaketinden susabilir de ama artık söyleyebilecekleri için daha cesur hisseder. Yıllardır süren arkadaşlığını artık bozacak biri bu kararı almış biri ağzını gerçekten bozacak gücü bulur kendinde. Sessizce & hiç üzülmeden çekip gidebilir de ama arkasını dönmeyecek kadar güçlüdür artık. Bütün bunlar vücudun tam da kaybetme korkusundan arındığı anda volkan gibi patlar saçılır.
Evet sevgi var, aşk da gerçek, sadakat doğru fakat insanlar sadece kaybetmekten korkar. Önce kazanmak için çırpınır. Zamanla zorluklarla elde ettiği herşeyi kaybetmekten korkarak önce kendine sonra karşısındakine & dünyaya yabancılaşır. Kaybetmeme korkusu içinde kendi zevklerinden, düşüncelerinden, hislerinden, çevresinden, dünyadan & onun her saniyesinden uzaklaşıp unutur.
Tıpkı askerlik gibi, garnizonun kapısından girdiğin gün geride saniyesi saniyesini tutmayan yerinde duramayan bir dünyayı geride bırakırken, yerinde sayan artık "dışarısı" diye söz edeceğin hayattan başka bir düzenin hüküm sürdüğü.. Teskereyi alıp çıktığında sen hala garnizon kapısında bıraktığın dünyayı bulmayı umut ederken yabancısı olduğun başka bir yer çıkar karşına. Artık günlerini, aylarını, izini kaybettiğin bir yerde herşeye "yabancı" öylece kalıverirsin. Zaten garnizon kapısında da "kaybetmekten korkarsın" geride bıraktıklarını & orda o korkuyla sarılırsın elinde kalan yada olanlara. Fakat çıktığında o kadar başkasındır ki gücün kalmaz. Şimdi hem dünya hem sen yabancısınızdır.
Kaybetmekten korkmayı bıraktığınız anda içinizden bir gaddar çıkabilir. Kaybetmekten korkmayı bıraktığınız anda ardınızda büyük bir savaş alanı kalacaktır. Tahribatı büyüktür kaybetmekten korkmayı bırakmak. Bunu böyle sürdürdüğünüzde de tat kalmayacaktır, sevesiniz varsa bile gidecek, durasınız varsa bile biteceksinizdir elbet.
Panzehiri de şu olabilir mi; en başından kaybetme korkusu olmasa! Benim olan benim olacaktır, benim olmayansa mutlak gidecektir & ben benim olduğuna inandığım herşeyi kalbime gömmeyi onu orda yaşamayı, sevmeyi & mutlulukla anmayı bilecek kadar güçlüyüm aslında.

Hiç yorum yok: