26 Ağustos 2009 Çarşamba

Nefesini Tutmak

Uzun bir ara, derin bir soluk.. Yanaklarını havayla doldurup, mideni içine çekip, burnunu tıkayıp, iskelenin ucundan denize atlamak gibi nefesini tutmak. Sonra suyun içinde haraketsiz durmak, gözlerin kapalı, ta ki yüzeye çıkana kadar tek başınalığı hissetmek & mutlanmak. Suyun sesini dinlemek, mucizelere inanmak. Yüzeye çıkışın o kısacıklığında milyonlarca mutluluk yaşamak. Çünkü yüzeye çıkışta ki o yolculukta, suyun sessizliğinde elindekilerin & sahip olabileceklerinin dibine kadar farkına varmak. Sonra sudan çıkmak, bir rüzgar fırtınası gibi havayı solumak. Taze ilk nefesle biraz da öksürerek yeniden iskele ucunda nefesini tutmaya hazırlanmak...

Yüzerken ne düşünür en çok insan.. Yüzümü suya sokup karşıya doğru yüzerken, attığım her kulaçta içimden fışkırmasını isterim kırıklıkların, buruklukların, kötü ne kalıp içimde enfeksiyon yapacaksa o mikropları atmak. Su ne kadar soğuksa o kadar çekinerek bir kere alışmışken, dışarıdaki farklı derecelerle temas etmesinden ürpererek kulaçlarımın.. İki kulaç arası aldığım o nefesle dünyaları yüzebilecek gibi cesur olurum birden & içimde hayallerim.. Tıpkı onlara koşar, hatta şu atacağım ikinci kulaçta onlara dokunacak, avcuma alıp evime götürecek gibi bir hevesle yüzerim.

Çocuklaşıyor suda iyice insan. Belki de çocukluktaki en güzel anıların, güneşin üzerinde ışıldadığı deniz kenarlarında yapılan kumdan kalelerde olmasıdır. Olmayan şeyleri yaptığını sanır insan, içini kumla doldurduğu plastik kovayı, ters devirince kule gibi bir bütün ayakta duran tepeciği, bütün marifetini gösterdiği heykeli sanır. Etrafında hayaller kurar tüm gün ve ertesi günü bekler elinde kovası, küreğiyle. Ne o kovadan çıkan şekil kurulan hayale uyar ne hayal o kovadan çıkacak kadar kolay. Ama bir yolu bulunur çocukken, o tepecik formula 1 arabası gibi görünür. Temizlenmek için suya girdiğinde, plastik can simidinle ayakların yere basmazken, hayal hala devam eder. Su yüzüne çarptıkça şımarıklaştırır..

İnsanın ayakları bir tek suda yerden kesilir. Zaten suda yer neresidir? Ayaklarının bastığı yerde bile, çarpan bir dalgayla kayıp gülmeye başladığın yer yer midir?

Kirpiklerimin uçları sarardı. Ben çocukken saçlarım sarıydı. Omuzlarım soyulurdu, etekleri sıra sıra kesilmiş, uçlarına renkli boncuklar bağlanmış, göbek üstü omuz tshirtüm vardı. Bu yaz ne saçlarım sarardı ne de omuzlarım soyuldu. Kocaman oldum en fazla kirpiklerim sararıyor & 30 faktörle esmer olabiliyorum. Bütün bir kış bu renk olsam ne denizin, ne o atlarken ki nefes tutmanın kıymeti olmazdı. İçimdeki çocukla şehre döndüm ama en çok o su kenarında şımaran kendimi seviyorum.

Ps. "hiç mi çözümsüzdür sevmeler" bir anlayan?

1 yorum:

Adsız dedi ki...

hiç çözümsüz eet:)