5 Haziran 2009 Cuma

O der ki "Yalanlarımız güzel inanması zevkli.."

... birşey sevmeye değerse ölmeye de değer mi?

Nerdeyse tanıdıklarımın tümü yaşıtım çevremde. Aramızda 3 bilemedin 5 yaş var en fazla. Çocukken dağlar demek olan o fark büyüdükçe küçülen mini bir kuyucuk artık.

90lılar... onlara ait gelecekte bulunmak istemem sanırım. Biz doğarken, büyürken, okula giderken, işe başlarken & bütün "-ken"ler de çağ farkı oluştu aramızda. Söze, davranışa, bakışa herşeye sert bir darbe gibi oldu aramızdaki fark.. Sonra ipin ucu bir yerde tam manasıyla kaçtı.

Kendimize ait olan geleceği de beyenmez olduk. Bize verilen görevleri, üzerimize yıkılan sıfatları, bir sıkıntı hali bitmek bilmeyen.. Eski & yeni arasında bir geçişte sıkışıp kaldık. Ne eskiye ait olabiliyoruz ne yeniye.

Eski dediğim şundan 20- 30 sene evvelsi yeni dediğim de bugün. Bir o zamanın doğruları annemlerin içinde büyüdükleri tecrübeye dayalı, bir de bugünün doğruları var bizim yaşayarak öğrendiğimiz. Kafamı net olarak şu karıştırıyor "nasıl bileceğim"!

Doğruları kim koydu hangi deftere yazdı, zaman dilimlerini kim belirledi, deneme yanılma tahtası olacak kadar uzun mu hayat, neden bize hayatlarımızı kurmaya müsade verilmedi, sonunda aynı yerdeyiz neden?

Kendi aramızda sohbet ederken ne diyoruz en çok "Çok kötü bir dönem bu dönem!" . Dilimize doladığımız yegane laf. Fakat bizden sonrakiler farkında bile değiller. Onlara göre iyi bir dönem & biz yaşlıyız onlara göre.

Gece dışarı çıktığımda yanında kendimi bebek gibi hissettiğim tavırları, sözler, ben yıkıp geçen kız erkek hepsi benden küçükler ben ne zaman o treni kaçırdım dedirtecek kadar canımı sıkıyorlar. Ben insanların gözlerine bakarak konuşmayı severim. Evet 2 lafı 1 araya getiremem ama gözlerindeki ifadeyi de kaybetmiş herkes. Yolda yürürken aynı adam aynı kadın yanımdan defalarca geçimiş gibi hissediyorum.

"Kötü" sanırım. Hayallerin, umutların, isteklerin, sevginin, aşkın, gururun, sadakatin, haysiyetin, karşılıklı isteklerin, arkadaşlığın, kardeşliğin, insanlığın pamuk ipliğine bağlı olduğu bir zaman... İstanbul'da araba kullanmak gibi hayatımız. Aynı anda 3 dikiz aynasını keseceksin & hiç beklemediğin kazaları da sezinleyeceksin. Tek gayen canını kurtarmak, günü kurtarmak, anı kurtarmak kadar küçük küçücük birşey olacak. "İyi" olmak asla çözmeyecek gösteriş hakimiyetine girmiş bu hayatta.

Gözlerimi kapatıp giderken sonsuz bir huzur istiyor olacağım & ne şanslıyım ki gözlerini kapatırken aynı huzuru sorgulayan ne tek, ne ilk, ne son ben olamayacağım..


İsteklerimi Anlatıyorum

Hastanenin saçağına kuşlar konuyor

Güvercinler, gözleri umut yeşili
Gidemem ciğerlerim yetmiyor solumaya
Bu ayaklar benim değil ne zamandır
Kolum kanadım sensin anlamıyorsun
Özgürlüğüm, aydınlığım, inancım
Hepsi senden mutluluğum gibi anlasana
Yolumuzu düşman bakışlar çevirmiş
Dişli geceler inmiş çevremize
Gözlerindeki parıltı ışıtsın yolumu
Hızımızı yitirmeden öfkemizi tüketmeden
İnsanca bir şeyler katalım sevgimize
Gecelerden birlikte çıkalım ister misin
Işığı birlikte aramamız güzel olacak
Yataklarda sıramı beklemekten usandım
Al götür bırakma beni ölümle yüz yüze
Seni görmeliyim yanımda savaşırsak
Eksiksem bir şeyler kat sevginden
Yüreğindeki sıcaklıkla bütünle beni
Yorgunsam gücünden ekle dirileyim
Bitkinsem sağlığından ver cömertçe
Aşıla yaşama tutkundan
Büyük ülküler için elimden tut
Al götür beni gerçeklerin çağrısına

Hiç yorum yok: