8 Mayıs 2009 Cuma

"Ben kızken"

Bu hafta anneler günü Pazar'ı var. Anneler günü için anneme alacak hiçbir hediye yok. Anne olduğunu da ben ona hergün hatırlatıyorum;
evde hararetle birşeyler anlatıp kafasını şişirerek,
akşam geldiğimde kocası gibi "Ne yemek var" diye mutfağa dalarak,
her akşam kıyafetlerimi çıkarıp, çıkardığım yerde günlerce bırakarak,
sabahları uyandığımda yatağımdan "Anneeeeeeeeeeeeeee" diye bağırıp evde olup olmadığını kontrol ederek,
canım her sıkıldığında, tepemin tası her attığında ona telefon açıp boş boş konuşup içimdekileri ona anlatmayıp, sadece sesini duyarak rahatlama terapisi yaparak,
çok kızıp çok çatışarak ama çatışarak & fikir uyuşmazlığı yaşanacak kişinin o olmasından memnun olarak,
anne çocukçuluk değil, arkadaşçılık oynarak...

Anneme alınacak bir hediye de kalmadı zaten 29 yıldır her dakika ona bir hediye alıyorum. Benim hediye alma huyum çok fenadır kaptırınca duracağım yeri hiç bilemem. Anneme de böylelikle zırt pırt hediye alırım. Şimdi düşünüyorum bu anneler gününde ne yapsam... Anneanne de var. İlk annem annem, sonra anneannem annem, son annem de anneannem de annem:) İkisini birbirinden yemekleriyle ayırıyorum. Anneannemin menusunde "yaprak sarma" demirbaşken, annemin menusunde "salata" demirbaştır.

Neyse ben bunlarla uğraşırken en mini teyzem MAviş telefon açıp benden bu Pazar ikisini yemeğe çıkarmamı istedi. Zaten birşey yapacaksam da yapmak için geç kaldım bari teyzemin verdiği görevi yerine getirerek arada kaynarım dedim düşünmeye başladım. Anne, anneanne & tabi ki dede:) Kambersiz düğün olmaz! Fakat aklıma ne geldiyse hepsi uzak hepsi kalabalık zaten annem kesin başka bir fikir atar.. Kısaca bir yere karar veremedim ama düşünürken aklıma çok komik birşey geldi. Anneannem çocukluğunu, gençliğini İstanbul'da bir müteahhitin en büyük evladı olarak geçirmiş. Dedem de İstanbul'un her deliğine girmiş gezmeyi tozmayı çok sever.. Birbirlerini bu gezme esnasında bulmuşlar zaten. Onun için ikisinin de İstanbul'un her yerinde bir anısı var. Ne zaman bir yere gidilse başlıyor anılar, geçmiş zaman isimleri geçiyor, gözler doluyor bazen, bazen anlatırken kahakahalara boğulunuyor, bazen uzun uzun unutuluyor ne de olsa yıllar geçmiş, bazen birbirine karıştırılıyor... Ama anneannem için hep bir milad var "Ben kızken":)

"Ben kızken" miladı öldürüyor beni gülmekten. Ayıp diye değil sadece onun bile bir zamanı olduğundan. Anneannem ben kızken diye anlatıyor ya şimdi hep aklıma geliyor o zaman ki kızlar "ben büyünce" yerine ben kadın olunca mı diyorlardı. Erkekler ben oğlanken demez, onlar hep erkektir. Erkek çocuk olur ama kadın çocuk olmaz. Kadına kız sıfatı, kıza kadın sıfatı yakıştırılmaz. Sonra o geçişin adı "ben kızken" kalır. Peki en kadın olduğun menapoz zamanı o da bir milad değil midir kadının hayatında.. Bütün hormonları deli gibi değişirken.. "Ben kızken!" sadece çok eğlendiğimden & anneannemi hatırlamak için böyle anlatacağım torunlarıma anılarımı. Ben kızken biz Asmalımescit'te Lokal'e giderdik, ama Otto vardı sonra yenisi açıldı orayı da ayrı bir severdik. Hele yazları Alaçtı'da Otto'da yediğimiz pizzalardan aldığımız kiloları vermek için bütün kızlığımız boyunca diet yapardık. Ah ne günlerdi:))

2 yorum:

Adsız dedi ki...

ben kızkan belim incecikti..ben kızken 43 kiloydum rüzgarla uçardım vallaa vs...ben de çok sevüürüümmm..bense kızken çok şişkoydummm:)ama bunu sölemicem torunnara:)

tubik dedi ki...

Annemin miladı da "ben kızken"dir.. Çocukluğumdan beri gülüyorum böyle dediğinde... Düşündüm de annem de bir zamanlar benim yaşımdaymış... (Saçma tabi böyle söyleyince ama anneden bahsediyoruz ve hep çok büyükmüş zannediyoruz) Yaş büyüdükçe o fark azalıyor, onun da cinsiyetinin farkına varıyor insan...


"Ben kızken" bana hep annemin de bir zamanlar "ben" olduğunu hatırlatıyor... ve gelecekte de benim "anne" ya da "kadın" olacağımı...

Şahane yazmışsın, bayıla bayıla okudum...