12 Nisan 2016 Salı

Hep Haklı

Hayırlısıyla delirdi mi herkes?

Cidden soruyorum bunu. Tamam ben paratoner gibiyim, ille de bir sorun bulurum, dalarım olmado o bana dalar falan da ne bu allasen. Sabah evden çıkıyorum adeta delilikler silsilesi.
Kentsel dönüşüm delirmesi şöyle dursun sayesinde bitmek tükenmek bilmeyen gece gündüz 7 24 devam eden trafikte gitti kafalar. "Tadilat" diye kapanan tren köprülü sokaklar, ne olduğu bilinmeyen tren yolu inşaatı yolda görmezsem hergün bir tanesinin altında kalıcam hissi yaşamazsam yadırgayacağım beton tırı mı ne o onlardan.. Şafak vakti başlayan trafik ve tabi ki her an patlama paniği. Yedik di mi sonunda?

Araba kullanırken sağa sola bulaşmamak için radyonun sesini sonuna kadar açıyorum ki, yakında sağır olacağım, milletin kornası, taciz eder lafları, ankırması gözüme kulağıma gelmesin. Trafikte kendimi cidden insan gibi hissetmiyorum. Hoş insan gibi hissetmesem daha mı iyi nedir çünkü yol boyu muhatap olduklarımın hepsi insan en nihayeti.

Eskiden 10 dakikada gidilen yolların minimum 45 dakika olması mı, patlama korkusundan araba satış rekoru kırılması mı? Vay arkadaş ne arabaymış. İstanbul da arabası olmayan yok sanırım. Sokağa çıktığımda artık korkuyorum çok sevdiğim biriyle trafikte birbirinin üzerine çıkma cinneti yaşarız diye. Çünkü trafikte artık kavga değil baya cinnet geçiriyoruz.

Bir de bir iyiyce yoldan çıktı herkes. Çirkeflik bir de Şirretlik modası mı var sen hayrola. Tanımadığı etmediği insana ağzına gelen herşeyi söyleme, aklına gelen herşeyi yapma cüreti. Dinden imandan çıkmış mı dersin, raporsuz deli mi dersin, hayat boyu bir bodrum katında zincirle bağlanıp aç susuz bırakılıp ilk defa bugün sokağa çıktı da bana mı denk geldi dersin artık sen ne dersen nası dersen!

Ar damarı çatlamış der annemler. Galiba öyle oldu. Ortalıkta aklı başında, işini yapan, hayatına bakan kimse kalmadı. İnsanlar arası çeşitli sınırlar var misal saygı, edep, terbiye öyle ağzına geleni önüne gelene istediği gibi söyleyip, istediğini yapana "deli" deniliyor. Bilmeyenler için  bakınız TDK dan taze bilgi,
1. sıfat Aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozulmuş olan, mecnun
"Gören bizi sanır deli / Usludan yeğdir delimiz" - Anonim şiir
2. Coşkun, azgın (hayvan, duygu vb.)
"Bu deli öfkeyi kime veya nelere, bir namlu gibi çevireceğini bilemiyordu." - T. Buğra
3. Davranışları aşırı ve taşkın olan (kimse), çılgın
"Ben delinin biriyim, ateşe girerim." - F. R. Atay

Okan Bayülgen hergün daha haklılaşıyor gözümde, adam boşuna demiyor milletçe rehabilitasyona ihtiyacımız var diye. Bunu televizyondan yapsınlar, aynı anda bütün kanallar ülkenin ileri gelen Psikiatrlarından oluşmuş bir ekiple yayın yaparak bizi rehabilite etsinler. Etsinler net!Başka yolu yok biz daha işimizle evimiz arası gittiğimiz yolu paylaşamıyoruz az kaldı herkes birbirini kesicek ve dönüp devam edecek gibi bir hal var.
Hepsi Merkür den diyordum da yok olamaz hayatta Merkür'ün bile yapabileceği var yapmayacağı var. Hepsi aklını oynatmaktan ve bunun işine gelmesinden. Bir sen mi akıllısın dersin haklısın. Fakat bunu da diyemiyorum malum etrafıma bakıyorum hep kafam da bir soru işareti "Bunun normali neydi ya?" demek kaybettim sınırı bir yerde.

Yok yok hala adam haklı bu kadar parayı bir araya getirince herkesin üzerine yapışmış gibi ya akıllı telefon alırız ya en ucuz sade modelinden bir a serisi Psikiatra falan "yedirmeyiz" oğlum biz o parayı! Onun için bizi televizyondan rehabilite etsinler allah için yapsınlar memlekette herkes birbirini zombie gibi kopartıp ortalıkta ırkı, soyu, milleti devam ettirecek kimse kalmayacak yoksa. saygılar Okan Abi.

11 Nisan 2016 Pazartesi

İsim bulamadım şimdi

sosyal medya canavarı oldum doğru. aslında çok genelledim şimdi adıyla sanıyla instagram hastasıyım. tumblr ile uyumluyum snapchat'e gerçekten göz kırpıyorum facebook tan resmen hiç hoşlanmıyorum ve twitter la kalbim çok kırık.
fakat en önemlisi de web dükkanlarımla geçirdiğim zaman. gecenin bu saati güncellemeler, yeni yüklemeler, açıklama ve fotoğraflar derken aklıma blog düştü. ben neredeyse unutacaktım ama bir blog vardı ve ben artık resmen yazmıyordum e öyleyse kapatayım, dedim.
blog nasıl kapatılır bilmiyorum:)
arayüze baktım fakat geri vites yaptıracak ne gördüm biliyor musun? azimli insanlar. takip ettiğim blogger Eba, Nimo, Lens Makyaj bu kızlara helal olsun! onların azmini görünce yerin dibine geçtim.
sonra ben son ne yazmışım diye baktım. benim kafamdan geçeni bazen cümleleştirmeden yazdıklarıma bile bırakılan yorumları gördüm. çok utandım.
modası neyse ona tutulur tiplerden olmuşum resmen. modayken ayıla bayıla bir ayakkabı alıp sonra giymeyi bırakınca bir temizlik sırasında rastlayıp kapının önüne koyar gibi.
ne oldu ben huy mu değiştiriyorum? bir adını koyamadığım sakinelik, hoşuma gitmeyen bir iyilik geldi tamam peki bu ne şimdi?
oyuncağından hevesi geçen çocuk gibi.
içimde bir rahatsızlık oldu önce iz siler gibi silesim geldi blogu sonra utandım yine de içimde şüphesi kaldı. rahatsızlığı kaldı. bak açık açık söylüyorum benim içimi bir korku sardı. uzundur kendime de sessizim ben, açıp bakasım yok içeri de neler oluyor. sanki hayat koşmaya başladı, çokca da almaya başladı. aldığı herkes çok yakındı. acısı bazılarının büyük geldi, bazılarının acısı dilime yüreğime düğümlendi. ne olacaktı sanıyorsam? bazısı genç bazısı daha da gençti... telefon numarası telefonum da kayıtlı kaldı arasam açaçcak kimse yoktu. yokluğunda facebook sayfasına ne yorum yazacaktım ki okusundu "like" lasındı. içimde sönen çiçek gibi karardı kaldı.
bazen çok dağılır da toplamak istersin ya benim içim bırak dağınık kalsın dan öte gidemiyor. iz gibi geliyor. oysa izi kalsın di mi yaşanmış şeyin. mutlulukların, acıların, başarıların, sancıların... izi kalsın ki bir süreni belki bir merak edeni ne bileyim özleyeni olursa ucunu tutacak bir ipi olsun di  mi?
işte o isim bulamadığım şey aklıma izleri silmeyi soktu. ben de ona uydum ama başka izler izin vermedi silemedim yine klavye başında oldum olası beni çok rahatlatan, yine hala ben olduğumu hissettiren, varlığımla beni en çok bütünleştiren içimi yazarak dökmenin huzuruna kavuştum.
insanların hayatlarıyla ilgili, yaptıklarıyla ilgili anlatacakları yanında benim ruhum, kalbim ve aklım arası anlatacaklarım var hep. yediğim içtiğim değil de yaşadıklarımın bana hissettirdikleri var.
oldum olası içimde yakalayamadığım huzur, denge ve çözümlenmemişliklerim var.
işin tuhaf tarafı hayat karşıma atasözü "takma" olan insanları çıkartıyor:) bu sözle takıp takmadığım tartışılır da kaderin cilvesi buzlu su challange gibi.
neyse isim bulamadığım karmaşıklarım için bu gece de blogumu silmeyeceğim kapatmayacağım da. hatta geriye dönüp zırvalıklarımı :)) okuyacağım.
ve o azimli kızları aklıma getireceğim. helal olsun diyeceğim yürekten.
yine sarmaşık çiçeğine dönünce de blog da biteceğim.

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Hayal Okulu

Yok yanlış yazmadım baya baya "Hayal" diyorum.. kurduklarımızdan... Hıdırellez geçti ya ondan etkilendim.. çok. Dilek dilemeye, hayal kurmaya korkanım ben. Ne garip yazdım, bilemedim yazarken "korkan" var mıdır?...  - korkanlardanım- yazamadım.
İş hayallere dileklere gelince aklıma gelen tek şey evrene bıraktığım o kelimeler. Böyle sallanıyorlar havada polen gibi uçuşup konacakları yeri arıyorlar. Üstelik "Evrenin" yorumuyla!
Bilemem ki dilediğim dilek bana nasıl bir yorumla ulaşacak. Hayallerimde ki o kızın yerinde olmak için acaba hangi dağ, hangi karanlık yada ışıltılı yoldan geçeceğim kim bilir? Gerçekleşmeyen dilek olduğuna inanmıyorum yada gerçekleşmeyen hayal. Hepsi gerçek oluyor ama başka yorumla. Dilek tutarken kelimeleri cımbızla seçmek şart, hayal kurarken hafızaya yüklediğin görüntülerin her detayını düşünmek şart. Gerçekleştiğinde pişman olmamak için. Öyle şıp değil. Yerine gelirken başına da birşeyler geliyor.
Anneannemin hikayesi vardı bir tane, Kadın bir adama aşık olur, ille de o kocam olsun diler bilmez ki kocası onun katilidr aslında.. O anlatınca daha mitolojik daha efsanesel benim ki özeti başlığımın temeli...
İşte Hıdır dan beri düşünüyorum ne olsa nasıl olsa... Animasyon filmleri, fantastik hikaye aşığı biri olarak Harry Potter'ın Büyü Okulu varsa neden Hayal Okulu da olmasın ki? Olsun ki biri doğru dileği tutmanın, en mutlu hayali kurmanın püf noktalarını göstersin. Dileklerin, hayallerin gerçekleşmiş halleri acıtmasın, yıpratmasın.
Ağzımı açarken evrenden korkmak istemiyorum. Diledim dilmesine ama başıma gelecek mi var a dostlardan kurtulmak istiyorum. Bu ne ya resmen "yıpranmışlık sendromu".
Hayalin yoksa nasıl tutunacaksın ki e hayalleirn gerçekleşince 7 gün durup durup dövülmüş gibi olunca da, olmasın işte. Beni yanlış anlama evren sorun bende değil sende, diye başlayan cümlelerim var benim. Hatta, aaa sen beni yanlış anladınlarım çuvalla... Ne ağzımı açasım var ne öyle gelecekte bir yerde mutlu olduğumu sandığım bir sahnede başrolde gözüm var. Ay resmen ne olacağını merak etmiyorum ayol!
"Hayırlısı olsun"a razıyım.. bana ne oldu bilmiyorum ama bir geri bas başıma gelenler bir geri bas ruhum bir geri bas beynim kalbim eksenim şuyum buyum. Bir biln istiyorum bu işlerin başına okulu olursa sertfika almak istiyorum..
Basit dileklerimi ne çok önemseyip başıma işler geldibu işten tek kelime anlamadım. Her işin okulu varsa açınız annem ilk öğrenci ben olacağım.